24 Eylül 2014 Çarşamba

Jennifer L. Armentrout - Direniş (LUX #5)


İyi kitaptı,  hoş kitaptı ama sorarım sana Jennifer,  seriyi bitirmeye ne gerek vardı?  Ne güzel okuyorduk.  Razıydık bir sonraki kitap için bir sene beklemeye.  Beklerdik ama en azından okurduk sonunda.  Bir daha Daemon ve Kat'i okuyamayacağımı bilerek bu kitabı bitirmek,  cevapsız sorular ...

Kitaplar hakkında yazan bir kız hakkında yazmak zor zaten.  Bir de serinin bittiğini düşününce sinir krizi geçiresim geliyor.  Düşünün;  kitabı bitireli kaç gün olduğu halde ancak yazabiliyorum.  Kendimi toparlamam uzun zamanımı aldı.  
Spoiler vermeden kitap hakkında yazmam gerekirse;  diyelim ki hayalimdeki gibi bitti aynen,  gerçi hayalime göre bu serinin bilmem kaç kitabı daha çıkacaktı, hayalimdeki gibi bitse ne olacak.  Bu çocukların geleceğini bilmek benim hakkım değil mi? Sonuçta onlar ilk kez tanıştıklarında bir okuyucu olarak ben de oradaydım. Dolayısıyla hakkım diye düşünüyorum.  Sonum Hazel gibi olacak valla.  Yazarın peşine düşücem,  madem sonunu yazmadın bana anlat bari diyeceğim.  Tamam birçok okuyucuya göre bu bir son olabilir ama benim için son ancak Kat ve Daemon yaşlanıp ecelleriyle ölünce olacak.  
Hayır kitap güzel miydi,  güzeldi.  Bence mükemmeldi. Uzun zamandır hiçbir kitaptan zevk almadığım kadar zevk aldım Direniş'ten.  Sanırım en son Köken'i bu kadar zevkle okumuştum.  Tamam tamam anlaşıldı, ben bu seriyle kafayı bozmuşum.  
Kitabın içeriği ile ilgili birşeyler söylemek istiyorum ama spoiler vermeden bu imkansız birşey.  Burada bir başlarsam anlatmaya kitabın tamamını anlatırım.  O yüzden duruyorum.  Biliyorum ki bir çoğunuz henüz okuyamadınız.  O yüzden susuyorum. Ama bir yandan da çatlıyorum. Kitabı okuyan biri bana ulaşsın konuşalım.  Valla pek bir dert yanasım var.  Haydi o zaman ben bitireyim şimdilik.  Bir sonraki yazıyı yazabilmek dileğiyle.  







9 Eylül 2014 Salı

Kütüphanemde Okunmayı Bekleyen Kitaplarım

     Eminim her kitap kurdunun başına gelen birşeydir.  Daha okunacak kitaplarımız olduğu halde kitap almaya devam ederiz.  Ben de devamlı kitap ala ala kocaman bir liste oluştu.  Nasıl,  ne kadar sürede okurum bu kadar kitabı bilmiyorum.  Bildiğim ve emin olduğum tek birşey var o da listedeki kitaplar bitmeden de ben kitap almaya devam edeceğim.  Benim için vazgeçilmez bir durum çünkü.
     Bugün de sizlere okunacak kitaplarım nelermiş onları göstereceğim.


Cassandra Clare çok sevdiğim bir yazar.  Özellikle Cehennem Makinaları serisi benim için çok özeldir.  Tabi Ölümcül Oyuncaklar'ı sevmediğim anlamına gelmiyor bu. Serinin final kitabı olan Cennet Ateşi Şehri'ni çıktığı ilk hafta almama rağmen henüz okuma şansı bulamadım.  Tamam itiraf ediyorum araya birçok Agatha Christie romanı girdi. Ama en kısa zamanda okuyacağım.  Yani öyle umuyorum. 


Zaten biraz önce Agatha'nın devamlı olarak araya girdiğini söylemiştim.  :) Ama bu aralar o kadar çok kitabını aldım ki okuduklarım kadar okumadıklarım da hala bekliyorum beni. Bu üç kitapla da sınırlı değil tabi.


Mesela bunlar da var. Gerçi 16.50 Treni'ni bu yıl içinde okumuştum zaten.  Ama maalesef elimde kitabı yoktu.  E-kitap olarak okumuştum.  Birkaç gün önce dedim madem Agatha koleksiyonu yapmaya çalışıyorum okumuş olsam da elimde olmalı bu kitap.  E almışken de tekrar okumamak olmaz.


E bir de bunlar var. Ölüm Dalgaları"nı alalı baya oldu gerçi ama kendisine karşı biraz mesafeliyim nedense.  İstem dışı valla.


Belki yeter bu kadar Agatha Christie diyeceksiniz ama yetmiyor işte.  Koltuktaki Ölü'yü okumuştum zaten ama o zamanlar çok küçüktüm. Hâliyle tekrar okuma vaktim gelmiş bulunuyor.  Cinayet Reçetesi'ni ise ilk kez okuyacağım. 


Valla bunlar son Agatha kitapları. Cesetler Merdiveni'nin durumu Koltuktaki Ölü ile aynı.  Mezopotamya Cinayeti'ni ise geçtiğimiz haftasonu sonu aldım.  Hatta aldığım sahafın sahibi yaşlı bir amcaydı ve Agatha Christie koleksiyonu yapmama şaşırdı. " Var mı hala Agatha okuyan gençler" diye sordu bana.  Var tabi dedim,  hatta o an direk aklıma iki blog sahibi geldi.  Olmaz mı hiç :D


Pretty Little Liars delisiyim, bunu bilmeyen var mıdır acaba? ! Şaka yapıyorum tabi, nereden bileceksiniz.  Şimdi öğrenmiş oldunuz ama. Benim için hayatta üç önemli soru vardır:  Geleceğim,  Doctor kim,  -A kim? 
Sahtekar ise PLL'nin kitabı.  Daha doğrusu PLL bu seriden uyarlama.  Sahtekar ise son kitabı. 


Yüz Karası ise Karnaval serisinin ilk kitabı.  Henüz okumaya fırsat bulamadıklarımdan.


İtiraf ediyorum,  bu kitap 2 yıldır yarısı okunmuş bir halde beni bekliyor.  Zaten bu kitap bir roman değil.  Tam Benim Tipim bir font kitabı.  Dolayısıyla biraz sıkıcı olabiliyor.  Hedefim bu yıl içinde kitabı bitirebilmek.  :)


Neil Gaiman çok sevdiğim bir yazar.  Daha önce Yolun Sonundaki Okyanus ve Ara Dünya kitaplarını okumuştum.  Yıldız Tozu ise en kısa sürede okumak istediklerim arasında.  


Terry Pratchett merak ettiğim yazarlardan.  Birkaç yıl önce Kış Ustası kitabını okumuştum.  Küçük Özgür Adamlar ise azımsanmayacak bir süredir kütüphanemde okunmayı bekliyor.  Kısa bir zamanda başlamayı umuyorum.  


Renkli Peçe'nin yıllar önce filmini izlemiştim.  Gayet beğenmiş, kitabının da olduğunu öğrenince alıp okumalıyım demiştim.  Yeni baskısı yapılmadığı için bulmam baya bir uzun süremi aldı ama sonunda kitaba kavuştum.  Kısa zamanda okuyabilirim inşallah. 


Ekmek Arası listede kaçıncı sırada yer bulur kendine acaba?


Uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı zaten . Bu kapağı görünce de almadan edemedim.  Okunacaklar listemde üst sıralarda yer alıyor. 


Halihazırda okuduğum iki kitaptan biri 24 Saat Açık Kitapçının Sırrı.  Bir iki gün içersinde biteceğini umuyorum.  Böylece listemden bir kitap daha eksilmiş olacak.


Yıllar önce bir dergide bir köşe yazarının Yerdeniz üçlemesi ile ilgili bir anısını okumuş ve anında seriyi okumaya karar vermiştim.  İlk iki kitabını okumuş olmama rağmen bu hala okunmayı bekliyor.  Serinin üç kitaptan oluştuğunu sanmayın.  Daha devamı var.


Alice'i bilmeyen yoktur zaten. Bir türlü fırsat bulup okuyamadım hala. Tanrılar Okulu içinde aynı şey geçerli. 


İtiraf ediyorum Kubbenin Altında kitabım yarım.  Dizisini izlemeye başlamış kitabını da okuyayım bari demiştim.  Ama önce izleyip sonra okumaya kalkınca kitap pekte akıcı olmuyor doğrusu. 
Oyun kitabı ise babamdan kalan bir kitap.  Yıllardır bir türlü okumaya cesaret edemedim.  Yıl bitmeden Oyun'u okumak hedeflerim arasında. 


Cehennem Makinaları serisini sevdiğimi söylemiştim zaten.  O seriyi okuyanlar bilir.  İki Şehrin Hikayesi Will ve Tessa için önemli.  Ben de okumalıyım bu kitabı demiş ve hemen kitapçıya gidip almıştım ama bir türlü okunma sırası gelmedi
Üç Silahşor ise okumaya başlayıp bir türlü bitiremediklerimden.  Tabi ki kısa sürede bitirmeyi istiyorum.  Ne kadar çok yarım kitabım varmış benim :D


Biliyorum,  yok artık diye haykırıyorsunuz ekrana doğru ama çok az kaldı.  Asil Kan'dan başlayalım.  Aslında alıp hemen okumayı planladığım bir kitaptı ama meğerse bu kitap bir serinin devamıymış.  İlk kitabını almaya da fırsatım olmadı hala. O yüzden şimdilik beklemede. 

80 Gün kitabını da büyük bir hevesle almış olmama rağmen sonrasında okuduğum olumsuz yorumlar sonucunda bir köşede okunmaya bırakıldı.  Bir cesaret okur muyum,  hala bilemiyorum. 
Köpek Düşlerini alır almaz okumuş,  ikinci kitabı İt Dalaşını ise sonra okurum diye kitaplığımın bir köşesine atmıştım.  Zavallı aylardır okunmayı bekliyor. 


Beni Seç serini büyük bir zevkle okumuş,  Saraydan Hikayeler kitabını da çıkar çıkmaz almıştım.  Aslında aldığım ilk gün kitabın yarısını okudum (Prens kısmını yani). Ama Aspen'i sevmediğim için midir nedir onun kısmını okumak gelmedi içimden.  En kısa sürede onu da bitirmek lazım. 
Kontes ise aslında annemin kitabı.  Geçen yıl kitap fuarından hediye olarak almıştım kendisine.  Annem okumuş, beğendiğini de söylemişti ama hala okuyacak fırsatım olmadı. 


Bu seriyi bilmeyen yoktur sanırım.  Serinin ilk kitabı olan Uyumsuz'u bir gecede bitirmiştim.  Devam kitaplarını almış olmama rağmen hala okumaya fırsatım olmadı malesef.  Malum liste uzun. 


Bu kitaplar neden hala okunmadı,  neyi bekliyorlar valla benim de hiçbir fikrim yok.  Halbuki çok merak ettiğim iki kitap.  Doctor Who hayranıyım bir de sözde.  Kendimi çok ayıpladım şuanda. 


Son olarak kitaplara toplu bir bakış ...


Baya uzun bir yazı oldu. Umarım okurken çok sıkılmamışsınızdır.  Sizden bir ricam olacak yalnız.  Bu kitaplardan birini veya birkaçını okumuş olan varsa, öncelikle şu kitabı okumalısın kesinlikle,  diye tavsiye verirlerse çok sevinirim.  Teşekkürler :)




























Acaba önce hangi kitabı okusam?


Acaba şimdi hangi kitabı okusam sorunsalı diye birşey var. "Bu kitabı mı okusam acaba? Ama diğerini de çok merak ediyorum. E kolayı var,  neden düşünüyorum ki? İkisini birden okuyayım! Biraz ondan biraz diğerinden. " Yaşadığım bu içsel diyalogdan sonra haliyle ikisini birden okumaya başlıyorum ve bende bir bıkkınlık kendini gösteriyor.  Kitap sayfaları uzuyor da uzuyor. Yine aynı sorunu yaşıyorum.  Agatha'ya mı devam etsem ama yok en iyisi diğeri.  Ama Agatha'nın kitabı da tam heyecanlı yerde kaldı. En iyisi ben bi üçüncü kitaba başlayayım.  😤
Sonuç: Bitmek bilmeyen yarım kitaplar ordusu. 

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Agatha Christie - Noel'de Cinayet


Orjinal Adı: Hercule Poirot's Christmas
Yayınevi: Altın Kitaplar
Baskı: 7. basım / Nisan 2012
Sayfa Sayısı: 176




Agatha Christie' nin yarattığı en sevdiğim karakter olan pos bıyıklı Hercule Poirot yine iş başında.  Noel'de Cinayet kitabında tamamen tesadüf eseri, köyde bir arkadaşını noel için ziyarete gittiği sırada olaya el koyuyor.
Zengin, yardımsever ama bir o kadar da kendi çocuklarını küçümseyen Simon Lee,  tamamen bir oyun peşinde.  Amaç çocuklarını birbirine düşürmek. Ve bu amaçla yıllardır görmediği oğullarını biri çağırarak onlara noel'i birlikte geçirmek istediğini söyler. Öyle ya da böyle bütün çocukları hatta istediğinden daha da fazla insan noel için Simon Lee'nin evine toplanır.  Tabi söz konusu Agatha Christie olunca bu ailenin normal bir noel geçilmesini düşünemeyiz.  Henüz noel gelmeden Simon Lee,  kendi yaptıklarının cezasını çekerek,  odasında öldürülür.
Kitabı okurken herkesin katil olduğunu düşünebilirsiniz zaman zaman. Ama asla düşündüğünüz kişi katil değil.  Christie ' nin usta bir kalemle ele aldığı bu kitabı okurken bir an bile sıkılmayacaksınız.


28 Ağustos 2014 Perşembe

True Blood & Pretty Little Liars Hakkında

      Bu iki dizinin sizler için önemi nedir ya da sizin için birşey ifade ediyor mu bilemiyorum.  Ama benim için gayet önemliler. Benim için en sevdiğim diziler arasında ilk onda yer almış yapımlar. Ama onları ne kadar çok sevsemde eleştirmeyeceğim diye birşey yok. Bugün özelikle True Blood hakkında içimi dökeceğim.  Bir hayli dolmuş durumdayım bu konuda. Söyleyeceklerime geçmeden önce şunu belirtmeliyim bu dizilerden birini izleyen ama henüz yayınlanan tüm bölümlerini izlemeyen birileri varsa söyleyeceklerim ***Big Spoiler
       Pretty Little Liars'tan başlayalım. Zaten hakkında söyleyeceklerim kısa.  Sevgili Marlene King! Bunu bize neden yapıyorsun.  Birincisi dizinin en başından beri sevemediğim Mona karakterini niye bir anda bize sevdirip,  aslında onun masum olduğunu gösterip sonra aynı bölümde kızı neden öldürüyorsun?


Yani şimdi bu kıza yazık değil mi? Hem kızlarla iş birliği yapmaya karar vermiş onlara yardım ediyor hem de belli ki kıskanıyor arkadaşlıklarını,  o grupta kendine yer edinmeye çalışıyor.  Bir de olabildiğince ezik yaptınız kızı son bölümünde.  Yalnız,  arkadaş bulamayan, korkak, savunmasız ... Bir izin verseydiniz de kız yalnız ölmeseydi,  iki üç arkadaş edinseydi.  Yazık yazık ...
Hem o Alison varya insan değil resmen, kızı iyice şeytanlaştırdınız.  Hem yeter artık A kim? Hayır kendimden şüphelenmeye başladım -A ben miyim acaba diye.  Neyse sustum. 


True Blood'a gelirsek.  Eleştirim tamamen final bölümüne.  Sen git 7 sezon boyunca bu kızı yok Bill yok Eric olmadı Alcide, arada kısa ilişkiler , hatta son sezon sen git Sam'e bile alttan alttan teklif ettir kıza ama sonuç!  Sonuçta sen git hiç tanımadığımız bir adamla evlendir bir de çocuk yaptır. Ee ne oldu şimdi?  Birincisi adamın yüzünü bile göstermediniz.  İkincisi Sookie'nin düğününü göreydik bari.  Kızı biz büyüttük resmen.  Üçüncüsü hadi Bill gerçek ölümü seçti ya Eric.  Eric bir anda Sookie'den nasıl vazgeçti.  Kısacası eksik ve beni tatmin etmeyen bir final olmuş.  Aslında daha söyleyeceklerim de  var.  Jason hakkında falan ama neyse susuyorum.  Son olarak umudumuz Charlaine Harris.  Umarım kitap serisi daha mutlu ve daha mutlu bir sonla biter.  


20 Ağustos 2014 Çarşamba

Agatha Christie - Çarpık Evdeki Cesetler


  Agatha Christie ... Onun hakkında söylenebilecek hem çok fazla şey var hem de hiç yok. Onu tanımlarken kelimeleri çok dikkatli seçmek gerekli, zira kendisi benim için edebiyatın kraliçelerinden biri. Hal böyle iken tacının kitapları olduğunu söylemek yanlış olmaz. Onun yazmış olduklarını okumak ise benim için bir görev değil bir zevk.
    Agatha Christie ' nin en iyi beş kitabından biri olarak tanımladığı Çarpık Evdeki Cesetler'i okumak da benim için bir hayli zevkliydi.  Bana göre en iyi kitaplarından biri olduğunu söylemek henüz erken tabi ki. Önümde okunmayı bekleyen bir çok Agatha Christie romanı var daha. Ama kraliçemiz öyle diyorsa öyledir. Ve  şunu da eklemeliyim: onun kitapları içersinde beni en çok şaşırtan bu kitap oldu. Diğer kitaplarında katil tahmin ettiklerimden biri çıkarken Çarpık Evdeki Cesetlerde hiç beklemediğim hatta bu kişi asla olamaz dediğim kişi katil çıktı.
     Kesinlikle okunması gereken bir roman.  İtiraf etmek gerekirse bu kitaba karşı biraz mesafeliydim.  16.50 Treni, On Küçük Zenci ve Elmayı Yılan Isırdı kitaplarını okunduktan sonra daha bunun konusu beni fazla cezbetmemişti.  Ve Perde İndi,  Doğu Ekspresinde Cinayet kitaplarını da es geçmemek lazım. Ve beni affet kraliçe. Senin hiç bir kitabın için bu şekilde düşünmemeliydim. Ve teşekkürler Agatha,  böylesi güzel kitapları bize miras bıraktığın için.


Not: Agatha Christie romanlarını gerçekten çok seviyorum ama şuana kadar maalesef kronolojik sırayla okuyamadım.  Araştırma yapmama rağmen, itiraf ediyorum, ne bu konuda sağlıklı bir bilgiye ulaşabildim ne de onun kitaplarının tam listesine. Bu konuda bilgi verebilecek ya da doğru bilgiyi verebilecek adrese beni yönlendirebilecek kişiler var ise kendilerinin yardımlarını bekliyorum.  Şimdiden teşekkürler.
   
   

28 Temmuz 2014 Pazartesi

Sally Green - Bela


 Giriş cümleleri beni hep zorlar.  Yazmayı ne kadar çok sevsemde sanırım asla "en" olan giriş cümlelerinden birini yazamayacağım.  En berbat giriş cümlesi ödülü var ise en büyük aday benim ve bu konuda iddaalı olduğumu kimse inkar edemez.
     Giriş cümleleri beni bir hayli zorlandığı konusunda hemfikir olduğumuzu düşünüyorum ve bir sonraki vasat özelliğimi sizlerle paylaşıyorum.  Aşırı derecede üşengeç bir insanım.  Dolayısıyla aklımda dönüp duran bir çok cümle,  yazmaya üşendiğim için unutulup gidiyor.
      Bu iki berbat karışımın sonucu olarak haliyle ortaya hiçbir şey çıkmıyor.  Bakınız: Birçok kitap okumuş olmama rağmen aylardır herhangi bir kitap yorumu yok. Derdimi anlatayım derken bu kitabı da yorumlayamayacağım sanırım.  En iyisi sözü kısa kesip asıl konuya girmek.
      Bu kitap hakkında ne yorum yapacağımı gerçekten bilemiyorum.  Kafam karışık.  Sorun sevip sevmeme olayı değil.  Açıkçası kitabı büyük bir zevkle okudum. Ama beni delirten noktalar da yok değildi.  Bir defa zaman ağır ilerliyor.  Nathan ile tanıştığımzda henüz küçük bir çocuk var karşımızda.  Tamam kitap bitene kadar 17 yaşına geldi başına gelmeyen kalmadı ama etrafta bu kadar cadı bolluğu varken cadı olan Nathan ile zaman geçiremedik henüz.  2. kitabı beklemek zorunda kalacağız bunun için ve ona da epey bir vakit var. Özellikle yazar hakkında bildiklerimizi göz önünde bulundurursak halimiz duman. Bir anda kitap yazmaya başlamaya karar verdiği gibi bir anda bu kararından vazgeçebilir de. Acaba serinin tamamı yazılsaydı da ondan sonra mı alıp okusaydım acaba diye düşünmeden edemiyorum.  İşi garantiye almak lazım sonuçta.
      Asıl konumuzdan 'yine' tamamen kopmadan önce Bela' ya geri dönelim. Dedigim gibi kitabı sevdim ve devamını da kesinlikle okuyacağım.  Ama bu kitapta tanımlayamadığım bir gariplik var. Anlamadığım için anlatamıyorum dolayısıyla saçmalıyorum.  Daha fazla saçmalamayayım en iyisi. Kitabı da yorumlayamadım yine zaten. Siz en iyisi kitabı alıp okuyun. Kitabı okuyupta gariplik sezen ve bunun ne olduğunu anlayan biri varsa beni de bilgilendirirseniz çok mutlu olurum. Çünkü yazımdan da anlayacağınız gibi benim devreler yandı.  Keyifli okumalar herkese 😴

19 Haziran 2014 Perşembe

19.06.2011 Saat: 20.30 Sen Gittin...


Zaman her ne kadar arkasına bile bakmadan yoluna devam etse de bizler zamanın takipçileri olarak geçmişinde kalan acıları söküp atamıyoruz ruhumuzdan. Ruhumuz defalarca yara alıyor belkide. Her ne kadar zaman tüm acıları unutturur deseler de aksine biz birikmiş acı kırıntılarının birleşip bizlere meydan okumalarına razı oluyoruz. Belki acıyı sevdiğimizden belki de unutmanın acılara  bir ihanet olacağını düşündüğümüzden... Sebebi her ne olursa olsun, inkar etmeyelim biz insanlar olarak acıyı seviyoruz.  
Hatta acılara öyle çok değer veriyoruz ki sanki çok kıymetlilermiş gibi onlara da tarih kazıyoruz ve adına da yıldönümü diyoruz. Çirkin yıldönümleri ...
Maalesef ben de bugün o çirkin yıldönümlerinden birini yaşıyorum.  Çok sevdiğim babamın bugün 3. Yıldönümü.  19.06.2011 benim için kömür karası harflerle kazandı dünyaya.  Her yıl çirkin her yıl karanlık 19 Haziran ...  Asla değişmeyecek bu kara gün. Keşke değişebilse ... Keşke sen kapıdan içeri girsen şimdi ve ben boynuna atlayıp baba diyebilsem sana ... Bir şans daha verse bana zaman belki affedebilirdim geçmişi. O zaman ruhum da yürürdü karanlıktan aydınlığa.  Ama sen dönmedikçe bana baba, ne zamanı affedebilirim ne geçmişi ne de kendimi. 
19.06.2014 ... Sensiz koca bir yıl daha! Seni özlediğim günlere 365 tanesi daha eklendi.  Kimbilir kaç saat, kaç dakika daha ayırdı bizi ... Kaç saniye ve kaç salise daha kemirdi aramızdaki mesafeleri...

25 Mart 2014 Salı

John Green - Alaska'nın Peşinde


     Bilindiği gibi 15 Martta "Bahar Okuma Şenliği" başladı. Geçen şenlikte araya başka kitapların girmesi dolayısıyla şenlik dahilindeki kitapları yetiştirememiştim. Bu sefer amacım sonuna kadar gitmek. Fakat bu dönem benim için oldukça yoğun geçiyor. Bu durum beni biraz zorlayacak. Bu sebeple vizeler başlamadan önce hızlı bir başlangıç yapmak istedim.
     Şenlik dahilinde okuduğum ilk kitap John Green'in kaleme aldığı Alaska'nın Peşinde. Açıkçası yazarın öncelikle "Aynı Yıldızın Altında" kitabını okumak istiyordum fakat kısmet olmadı (Daha önceki yazımda bunun nedenini açıklamıştım). Okuduğum yorumlara dayanarak John Green'in en iyi romanın da o olduğunu düşünüyorum ama büyük beklentiyle alıp okuduğum Alaska'nın Peşinde de beni hayal kırıklığına uğratmadı.
   Green adeta kalemini kırarak bizi gerçeklerle yüzleştirmiş. Belki biraz acımasız davranmış belki bizi üzmüş olabilir ama onun yazdıklarını bu kadar gerçekçi kılan da yazarın gerçekçiliği. Bu kitabı okumak istiyorsanız baştan uyarayım: Mutlu bir son beklemeyin. Hatta elle tutulur bir son da yok karşımızda. Kitabın son sayfasını okuyup kapağı kapattığınızda biten romanlardan değil. Aksine ne zaman ki son sayfayı okuyup kitabın kapağını kapatıyoruz asıl o zaman "onlar" için hayat başlıyor. Alaska için bile...
   Green kitabın son satırlarını kaleme alırken aklımdaki soruların birçoğunu yanıtlamış ama aynı zamanda önemli bir parçasını da yanıtsız bırakmış. Sanırım eksik kısımları kendi hayal gücümüz ile tamamlamamız gerekiyor. Sorun değil. Yazar bir anlamda açık bir kapı bırakmış önümüzde. Green'in kalemiyle eksik bıraktığı yerleri düşlerimizle istediğimiz gibi tamamlamak biz okurlara düşüyor.
    Son olarak şunları söyleyebilirim. Green kendini bir nevi kanıtlamış ama sanki düşlerinin yalnızca bir parçasını sunmuş bizlere. Bu kadarı da yeterli. Ama şimdilik.

15 Mart 2014 Cumartesi

Alışveriş VOL. 4

     Kitap kitap kitap... Napolyon Bonapart nasıl para para para demişse yüzyıllar önce, sanırım bizim de kitap kitap kitap dememiz gayet normal. Birkaç gün önce kütüphaneme şöyle bir bakayım dedim: kitap kitap kitap diye başladım yeni kitap yeni kitap yeni kitap diye devam ettim. Fark ettim ki son zamanlarda birçok kitap almışım. Yeni kitap gibisi yok tabi ki. Ben her zaman paramı son kuruşuna kadar kitaplara harcayan bir insan olmuşumdur. Bu durumdan da gayet memnunum. Memnun olmadığım şey bununla ilgili son zamanlarda herhangi bir post yayınlamamış olmam. Bende ne yaptım? Son zamanlarda aldığım kitapları bir tarafa toparladım ve hemen hazırlıklara başladım.


 Öncelikle Cassandra Clare'in romanlarından başlayalım. Bir hevesle Kemikler Şehri'ni alıp okumaya başlayınca devamı da geldi. Önce Ölümcül Oyuncaklar serisi sonrasında ise kaçınılmaz olarak Cehennem Makineleri serisini aldım. Bu kitapların tamamını bir hafta gibi kısa bir sürede aldım. Tahmin edersiniz ki bütçem baya bir sarsıldı.


Bunlardan Kitap Hırsızı, Asil Kan, Köpek Düşleri ve İt Dalaşı kitaplarını birkaç gün önce bir süpermarketten çok uygun fiyatlara aldım. Asil Kan ve Kitap Hırsızı 10'ar TL iken diğer ikisine toplamda 12 TL verdim. Yani gayet uygun fiyatlara bu kitaplara sahip oldum. Kitap Hırsızı zaten uzun zamandır istediğim bir kitaptı. Böyle bir indirimle bu kitaba sahip olmak da bütçemin sarsıldığı bugünlerde bana iyi geldi.
Diğerlerine gelirsek: Yüz Karası Jonathan Holt'un Carnivia üçlemesinin ilk kitabı. İlk çıktığından beri devamlı olarak karşıma çıkan bu kitabı almadan olmazdı. 
Gareth Roberts'ın Doctor Who: Shada romanı hakkında bir şey söylemem gerek var mı? Tabi ki çıktığı ilk gün koştura koştura kitapçıya giderek kendisini aldım. Peki okudum mu? Hayır. Bu dönem okul beni bir hayli zorluyor. Her gün Kocaeli - İstanbul arası gidip geldiğim için de eve döndüğümde ölü gibi oluyorum. Dolayısıyla bu aralar pek fazla kitap okuyamıyorum. 
Senden Önce Ben, Böğürtlen Kışı, Elit ve Sonunda Ölüm Geldi ise doğum günüm vesilesiyle aldığım kitaplar. Hayır maalesef hediye değil. Kendi kendine hediye almayı sayarsanız değişir tabi.
Sana Soyundum ise niye aldığım dediğim kitaplardan. Yorum yok!



    Kemik Büyüsü'nü Kitap Hırsızı ve diğerleriyle birlikte süpermaketten aldım. İnanamayacaksınız ama bu kitap sadece 4.90 dı. Bir seriye dahil olan bu kitabı (Bakın bir seriye dahil diyorum hangi seri olduğunu bile bilmiyorum çünkü benim değil annemin takip ettiği bir seri.) maalesef okumayacağım. Bu kitabı anneme aldım ve takip ettiğim bir seri olmadığı için de ( Neden seriye başlamadığımı sormayın, ben de bilmiyorum.) benim pek bir işime yaramayacak. :(
    Avcı ise Jennifer L. Armentrout'un yazdığı Melez Sözleşmeleri serisinin 5. ve son kitabı. En kısa sürede okumam gereken kitaplar arasında yer alıyor ama sonuç ne olur bilemeyeceğim. Hayırlısı :D


Bu iki kitabı ise henüz bugün aldım. Agatha Christie tüm kitaplarına sahip olmak istediğim yazarlardan biri zaten. Kitapçıya gitmişken bir A.G. romanı almadan çıkmak olmazdı zaten.
John Green'in kitabına gelecek olursak: Aslında "Aynı Yıldızın Altında" kitabını almak amacıyla gitmiştim. Ama kalmamıştı maalesef. Yakınlarda başka kitapçı mı yok diyecek olursanız. Gittiğim alışveriş merkezinde toplam üç tane kitapçı bulunmakta ama bu kitapları aldığım kitabevinde % 30 indirim vardı. Dolayısıyla John Green diye de yola çıkınca bari Alaska'nın Peşinde'yi alayım dedim, pişman değilim.


Ve kitapların tamamı. Bu fotoğrafı birkaç gün önce çektiğim ve Ölüm Dalgaları ile Alaska'nın Peşinde'yi bugün aldığım için fotoğrafa dahil olamadılar. :D

Peki siz bu aralar kendinizi hangi kitaplarla mutlu ettiniz?

Bahar Okuma Şenliği 2014 (15 Mart - 15 Haziran)



      Bildiğiniz gibi 3 Kasım - 3 Mart tarihleri arasında Kış Okuma Şenliği yapılmış, başarısız katılımcılardan biri olmuştum. Maalesef listemi tamamlayamamıştım (Benim suçum değil, listemde yer almayan kitapların suçu. Şenlik kitaplarına sıra gelmiyordu bir türlü). Oysa bu sefer her şey farklı olacak (Dedim de ne yapacağım bakalım!) Bu sefer tamamlamayı umuyorum. Hem bu sefer daha hırslıyım, şenlik kitaplarına daha ağırlık vereceğim hem de Kış Okuma Şenliğine oranla daha rahat kategoriler var. Seçimlerimizi yaparken fazla kısıtlamalarla karşı karşıya kalmayacağız.
     Öyleyse "Bahar Okuma Şenliği" hazırlıklarımıza başlayalım. Kategorilerimi belirledim. Tabi ki geçen şenlikte olduğu gibi bu şenlikte de zaman zaman listem değişebilir. Daha iyi seçenekler çıkarsa karşıma neden olmasın, hayır demem. Gelelim bu şenlikteki listeme...

1. Kategori (10 puan) : Tavsiyelerine güvendiği birinin önerdiği bir kitap okuyanlara.
John Green - Alaskanın Peşinde (Maalesef çevremde kitap aşığı herhangi bir arkadaşım yok. Hatta kendilerinin hayatları boyunca bir elin parmağını geçmeyecek kadar kitap okuyan (aslında okumayan) kişiler. Dolayısıyla bu kategorideki kitaba karar verirken sevgili blog arkadaşlarımın yorumlarından yola çıkaran karar vermek zorunda kaldım.)
2. Kategori (15 puan) : Bir şiir kitabı okuyanlara.
William Shakespeare - Soneler
3. Kategori (15 puan) : Herhangi bir edebiyat ödülü kazanmış bir kitap okuyanlara.
Markus Zusak - Kitap Hırsızı (Bildiğim kadarıyla dört adet ödül kazanmış bir kitaptır. Bunlar: Deutscher Jugendliteraturpreis [ Merak etmeyin ben de okuyamadım :) ] / Ena Noel Award / Micheal L. Printz Award / Kathleen Mitchell Award.
4. Kategori (15 puan) : Bir öykü kitabı okuyanlara.
Richard Bach - Martı Jonathan Livingston
5. Kategori (20 puan) : Adında bir çiçek adı olan veya "çiçek" sözcüğü geçen bir kitap okuyanlara.
Joanne Greenberg - Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
6. Kategori (20 puan) : Şimdiye kadar hiç bir kitabını okumadığı bir kadın yazardan kitap okuyanlara.
Mary Shelley - Frankenstein
7. Kategori (20 puan) : İlk kitabı 2010 yılında veya daha sonrası yıllarda çıkmış bir yazardan bir kitap okuyanlara.
Jennifer L. Armentrout - Avcı (Goodreads'e göre ilk kitabı 2011 yılında yayınlanmıştır.)
8. Kategori (20 puan) : Sinemaya uyarlanmış bir kitap okuyup filmini izleyenlere.
Jon Krakauer - Yabana Doğru / Film: Into Thé Wild - Özgürlük Yolu ( Kitap sinemaya farklı bir isimle uyarlanmış. )
9. Kategori (20 puan) : Kütüphanesinde ez uzun süredir okunmayı bekleyen o kitap. 
Charles Bukowski - Ekmek Arası
10. Kategori (25 puan) : Kendisi doğmadan en az 100 yıl önce yazılmış bir kitap okuyanlara.
Charles Dickens - İki Şehrin Hikayesi (1859) (İkisinden birine karar vereceğim.)
11. Kategori (25 puan) : Rus edebiyatından bir kitap okuyanlara.
Dostoyevski - Suç ve Ceza
12. Kategori (45 puan) : Aynı yazardan en az 1200 sayfa kitap okuyanlara.
Agatha Christie - Ölüm Dalgaları, Filler de Hatırlar,  Acı Kahve,  Üç Perdelik Cinayet, Ölüm Diken Üstünde, Çarpık Evdeki Cesetler.


3 Mart 2014 Pazartesi

2014 Okuma Hedefim - Son Durum



    Bildiğiniz gibi zaman çabuk akıp gidiyor. Durduramıyoruz maalesef. Yılın ilk gününü hatırlıyorum. Elime bir kitap almış, arındırılmış bir ruhla yeni hikayelere yelken açıyordum. Üzerinden 2 ay geçmiş. Halbuki daha dün gibi.
   Bugün bu postu yazmamın sebebi ise her yıl kendimize belirlediğimiz yıllık okuma hedefimiz. Ben 2014 yılı için kendime yüz [ 100 :) ] kitaplık bir hedef belirlerdim. Ve içinde bulunduğumuz 3.3.2014 tarihine dek bu hedefimde ne kadarlık bir ilerleme kaydettiğimi sizlerle paylaşmak istedim.
   Şimdiye kadar toplam 19 kitap okumuşum. Bunlar sırasıyla şöyle:

1) Sylvia Day - Sana Soyundum (Crossfire #1) (Puanım:1)
2) Neil Gaiman - Yolun Sonundaki Okyanus (Puanım: 5)
3) Aristo - Poetika (Finaller için mecburen okumak zorunda kaldı. Puanlama yapmadım.)
4) Kiera Cass - Beni Seç (The Selection #1) (Puanım: 4)
5) Uğur Gürsoy - Fırat 2 (Puanım: 3)
6) Stephen King - Kubbenin Altında (Puanım: 3)
7) Agatha Christie - 16.50 Treni (Puanım: 4)
8) PuCCa - Küçük Aptalın Büyük Dünyası (PuCCa Günlük #1) (Puanım: 2)
9) Sarah Jio - Böğürtlen Kışı (Puanım: 4)
10) PuCCa - Ve Geri Kalan Her Şey (PuCCa Günlük #2) (Puanım: 2)
11) Jojo Moyes - Senden Önce Ben (Puanım: 5)
12) Cassandra Clare - Kemikler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #1) (Puanım: 5)
13) Cassandra Clare - Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #2) (Puanım: 5)
14) Cassandra Clare - Camlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #3) (Puanım: 5)
15) Cassandra Clare -  Düşmüş Melekler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #4) (Puanım: 5)
16)  Cassandra Clare -  Mekanik Melek (Cehennem Makineleri #1) (Puanım: 5)
17) Cassandra Clare - Kayıp Ruhlar Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #5) (Puanım: 5)
18) Cassandra Clare - Mekanik Prens (Cehennem Makineleri #2) (Puanım: 5)
19) Agatha Christie - Sonunda Ölüm Geldi (Puanım: 3)

    2 ay boyunca bu kitapları okumuş. Farkedeceğiniz gibi yedi tane Cassandra Clare romanı okumuş. E seriye başlayınca bırakmak kolay olmuyor. Şuanda da zaten Cehennem Makineleri serisinin son kitabı olan Mekanik Prenses'i okumaktayım. Kitaplar açısından Keyifli bir iki ay geçirdiğimi söyleyebilirim. Peki siz bu sene kendinize ne kadarlık bir hedef koydunuz ve hedef doğrultusunda nasıl bir ilerleme kaydettiniz?

27 Şubat 2014 Perşembe

Cassandra Clare - Cehennem Makineleri Serisi



      Ölümcül Oyuncaklar serisinin yan serisi olan Cehennem Makineleri başlı başına bizi etkilemekle kalmıyor ana seri ile ilgili duygularımızı çürütüyor. Bundan kastım şudur sevgili okurlar: Her ne kadar Ölümcül Oyuncaklar'ı okuduktan sonra içimden bundan daha iyisi yazılamaz dediysem de hemen arkasından Cehennem Makineleri'ni okuyunca ağzım açık kaldı. Evet, Cassandra Clare kendiyle ilgili olan tezimi sonunda kadar çürüttü. Kendisini sık sık yaptığım gibi alkışlamadan duramıyorum açıkçası.
     Henüz seriyi tamamlayamamış olsam da ( Mekanik Melek ve Mekanik Prens'i okudum ama Mekanik Prenses'i henüz alamadığım için okuyamadığım. Ne kadar mutsuz olduğumu siz tahmin edin artık.)
ona mükemmel demek zor değil. Etkileyici, baştan çıkarıcı ve daha birçok şey. Bu seri hakkında ne kadar şey söylesem az. Mekanik Melek ve Mekanik Prens'in konularını üstlerine tıklayarak okuyabilirsiniz.
    Cehennem Makineleri'ni daha çok sevmemin nedenlerine gelince şöyle sıralayabilirim:

1) Ölümsüz Oyuncaklar günümüzde geçiyorken Cehennem Makineleri 1800'lü yıllarda geçmekte. Geçmiş beni her zaman etkilemiş, kendine çekmiştir zaten. Tüm geçmiş diyemem tabi ki ama özellikle 18. ve 19. yüzyıla karşı büyük bir sempatim var. Dolayısıyla bir tık daha ön planda.
2) Ahh... Aşk üçgenleri her zaman ilgimi çekmiştir. Ölümcül Oyuncaklar'da bol bol aşk olduğu inkar edilemez ama orada herkes kendi aşkında meşkinde. Cehennem Makineleri'nde ise tam bir aşk çıkmazı var. Ana karakterlerimizden Tessa'ya gönlünü kaptıran Gölge Avcıları Will ve Jem'den bahsediyorum. Bu kadarı yetmezmiş gibi Tessa'da bu aşkta kararsız. Yani kendisi Will'e daha yatkın olsa da Jem'i de sevdiğini asla inkar edemiyor. Hatta 2. kitabın sonunda yaptığı şey ne o! BIG SPOILER! Tessa şu an karşımda olsa var ya! Ve Jem!


3) Will...William...Will...William Herondale... Yani kısacası Will'in ta kendisi. O simsiyah saçlar, laciverte kaça mavi gözler, o ten... Allahım sanki kitabı okurken Will de geçip karşımda oturmuş da ben onu görmüşüm de ilk görüşte aşık olmuşum sanki. Ama öyle ama :D 
4) Fantastik romanlar genelde günümüzde geçer. 1. maddede de belirttiğim gibi bu serinin 1800'lerde geçmesi kendisi için bir artı. Ama geçtiği dönemin atmosferini yazarın bize çok iyi bir şekilde yansıtıp, sanki tarihi bir roman okuyormuşuz tadı vermesi de cabası. 
5) Tamam Jace ve Clary fena değil, tamam Isabelle ve Simon da idare eder, tamam Alec'e bayılıyorum ama tüm bu kişilere rağmen Cehennem Makineleri'ndeki kişiler bana daha sıcak geliyor. Charlotte olsun, Sophie olsun, Will, Tessa ve Jem'i saymama gerek bile yok zaten.
6) Ölümcül Oyuncaklar serisinde Gölge Avcıları haricinde de birçok türle karşı karşıyayız ama kitabın Gölge Avcılarını överken diğer türleri el üstünde tuttuğu söylenemez. Tüm ana karakterler Gölge Avcısı. ( Magnus ve Simon'ı saymıyorum.) Cehennem Makineleri'nde ise ana karakterlerin çoğunluğunu Gölge Avcıları oluşturuyor olsa da esas kızımız Tessa Gray üzerinde herhangi bir iz taşımıyor olsa da İblis Efendisi. ( Öyle değil mi? Tahminimce son kitapta türü belli oluyordur ama ben henüz okumadığım için :( )
7) Ayyyy...Daha ne istiyorsunuz acaba?! Alıp okuyun işte mükemmelliğinin farkına varamadınız mı hala?! :P

Cassandra Clare - Ölümcül Oyuncaklar Serisi


Kitap Adı:     Düşmüş Melekler Şehri
Orjinal Adı:  City of Fallen Angels
Seri:               Ölümcül Oyuncaklar #4
Yayın Evi:     Artemis
Sayfa Sayısı:  496
Baskı Yılı:      2013


Birkaç gün önce Ölümcül Oyuncaklar serisini okuduğumu belirterek ilk üç kitabı ( Kemikler Şehri, Küller Şehri, Camlar Şehri) hakkındaki yorumlarımı yazmıştım. O yazımda da belirttiğim gibi ben bu seriye bayıldım kesinlikle. Araya başka herhangi bir kitap sokmadan serinin tamamını okudum. Bir solukta okuduğumu belirtmeme gerek yok sanırım :) 
Şunu net olarak söyleyebilirim ki: Bu seriye geç kalmışım. Kitapçıya her gidişimde gözüme çarptıkları halde onlara sırtımı döndüğüm için çok pişmanım. Ama bir yandan da bu iyi bir şey. Çok daha önce alıp okumuş olsaydım bu seriyi 6. kitabı çok daha uzun bir süre beklemek zorunda kalacaktım ki kitap Türkiye'de ne zaman çıkacak hiçbir fikrim yok.



Kitap Adı:     Düşmüş Melekler Şehri
Orjinal Adı:  City of Lost Souls
Seri:               Ölümcül Oyuncaklar #5
Yayın Evi:     Artemis
Sayfa Sayısı:  636
Baskı Yılı:      2014


(Malum uzun  süredir doğru düzgün blogla ilgilenemedim. Ve bu sürede birçok kitap okudum. Dolayısıyla hepsi hakkında ayrı ayrı yazı yayımlamaya kalkarsam bu çok uzun bir süre alır ve açıkçası ben okuduğum bütün kitaplar hakkında yazmak istiyorum. Dolayısıyla serileri bir bütün olarak ele alacağım. Zaten seri içerisindeki kitapları üst üste ve kısa bir sürede okunduğu zaman "hangi kitapta ne oluyordu" diye kafanız karışıyor.)

Heyecanın gittikçe yükseldiği bu seride 4. ve 5. kitabın benim için daha özel olduğunu söyleyebilirim. Bunun nedeni daha iyi olmaları değil kesinlikle, serinin tüm kitapları aynı mükemmellikte. Onların daha özel  olduklarını söylememin nedeni, ilk üç kitaba oranlara içeriğinde çok daha fazka Alec - Magnus, Isabel - Simon ilişkililerini bulunduruyor olmaları. Seriyle ilgili ilk yazımı okuyanlar zaten bilir, kendisi eşcinsel olsa da, Alec karakterine karşı özel bir ilgim var. Kendisi benim için Jace'de daha ön planda. Tabi Will'e kadar böyle olduğunu söylemeliyim. Will tüm bakış açımı değiştirdi. ( Evet Will. Bu seride de birçok kez adı geçti ama kendisini asıl bu serinin yan serisi olan Cehennem Makineleri'nden tanıyoruz. Cehennem Makineleri serisinin ilk iki kitabını bitirdim. Onlarla ilgili yazımı da en kısa süre içerisinde yayınlayacağım. Tabi ki o yazımda William'dan bol bol söz edeceğiz.)

Kurgu açısından ilk üç kitaba göre daha mı iyiler? diye soracak olursanız. Bana göre tartışmasız en iyi kurguya sahip kitap 3. kitap olan Camlar Şehri idi. Benimle hemfikir olan birçok okur olduğuna da eminim. Tabi bunun nedenlerinden biri kitabın Alicante'de geçiyor olması olabilir. (Kitabı okumamış olanlar için Idrıs - Alicante Gölge Avcıları'nın ana vatanı.)
Bağımlılık yapan serilerden olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Seriyi bitirdiğinizde büyük bir boşluk hissedecek gözleriniz başka kitaplarda, gönlünüz yollarda 6. kitabı bekleyeceksiniz. Yani kesinlikle okunması gereken bir seri. Özellikle bağlanma sorunu yaşayanlar için asdfg :) Bazen her şeye rağmen bir şeylere bağlanmak ister insan. Ama son kez uyarmadan da edemeyeceğim. Bu seriyi okuduktan sonra aynen şu durumda olacaksınız! Aşağı lütfen.


Yani kısacası sevgili okurlar, bırakın beni ve seriyi okumak için koşun! Son olarak da Cassandra Clare'e bir alkış! Vayy bee cidden :D










PuCCa - Küçük Aptalın Büyük Dünyası / Ve Geri Kalan Her Şey



   Uzun, yorucu ve stresli bir gün geçirdiyseniz, hiçbir şeyin sizi rahatlatamayacağını düşünüyorsanız yapmanız gereken şey basit. Koltuğunuza oturun, kahvenizi yudumlayın ve PuCCa okumaya başlayın. Çünkü oldukça rahatlarken bir yandan da gülme krizlerine girecek, bazen sinirlenecek bazen de sövmeye engel olamayacaksınız.
   Hadi amaaa....Bu kitap bana ne katacak ki dediğinizi buradan duyabiliyorum. Sonuçta bu bizim beynimizde olan bir şey. Kendine bir şey katıp katamamak senin elinde.
   Ben sevdim açıkçası. Kendime bir şeyler katabildim mi? Evet. Belki çok önemli sayılabilecek bir bilgi vermiyor bu kitap bize. Ama PuCCa'nın yanlışlarından kendi doğrularımızı çıkartabiliyoruz.







    PuCCa'nın otobiyografisini okumak sandığınızdan daha eğlenceli olacak. Benim oldukça sıradan olan hayatıma oranla gerçekten renkli bir hayatı olduğunu söyleyebilirim. Benim hayatıma renk kattı mı bu kitap? Birkaç saat için evet. Son olarak şunu söyleyebilirim: İnatla bu kitabın size bir şey katmayacağını düşünüyorsanız unutmayın ki sizden alacağı bir şey de yok!

18 Şubat 2014 Salı

Cassandra Clare - Ölümcül Oyuncaklar #Kemikler Şehri #Küller Şehri #Camlar Şehri

Bu seri diğer hiçbir seriye benzemiyor!
Gerçekten de bu serinin diğer serilerle alakası yok. Önümüze vampirleri, kurtadamları, iblisleri ya da zaman yolcuları gibi bilindik türleri sürmüyor. Tabi hepsi kitabın içerisinde mevcut (zaman yolcuları hariç) ama bizi bizden alan bunlardan hiçbiri değil. Bizim için yeni bir tür, yeni bir başlangıç: Gölge Avcıları.
Yeni bir dünyanın kapıları aralanıyor.
Serinin ilk kitabı Kemikler Şehri daha ilk sayfalarında sizi kendisine bağlıyor. Bunu sağlaması da zor olmuyor gerçi. Sonuçta bize yepyeni bir dünyanın kapılarını aralıyor. Gölge Avcıları, İblis Efendileri, Unutulmuşlar ile tanışıyor, Vampirler, Kurtadamlar ve Perilerin çok daha farklı yüzleriyle karşı karşıya geliyoruz.
Ölümcül Oyuncaklar ile yetişkinler için kurulan Oyuncak Dünya
Serinin bize kapılarını araladığı dünyaya bir bakış atmaya gelirsek: On beş yaşındaki Clary Fray, New York'ta annesi ile birlikte bütün bu dünyadan hatta kendinin ne olduğundan habersiz bir şekilde yaşamaktadır. Ta ki bir gün en yakın arkadaşı Simon ile birlikte eğlenmek için gittiği bir mekanda cinayete tanık olan tek kişi olana kadar. Gölge Avcısı üç gencin bir iblisi öldürdüğüne şahit olan Clary'nin aslında onları görmüyor olması gerek. Çünkü Gölge Avcıları istedikleri zaman sıradanlara(insanlara) görünmeme yeteneğine sahip. Hal böyle olunca onların kızın peşini bırakmasını beklememiz saçma olur. Cinayeti işleyen üç Gölge Avcısından biri olan Jace onu enstitüye götürünce Clary'ye yepyeni bir dünyanın kapıları aralanıyor. Onunla birlikte biz de bu yeni dünya hakkındaki tüm gerçekleri öğreniyoruz.
Kemikler Şehri #1

Ölümcül Oyuncaklar dünyasına ilk kitap olan Kemikler Şehri ile hızlı bir dalış gerçekleştiriyoruz. Serinin bu ilk kitabında Gölge Avcıları ve diğer türlerle tanışıyor onların dünyalarına bir seyahat düzenliyoruz. Ölümcül Oyuncaklar dünyasının kötü adamı, öldü sanılan Valentine yıllar sonra ortaya çıkmakla kalmıyor, sanki Clary, Jace ve diğerlerinin dünyalarını cehenneme çevirmeye yemin etmiş gibi hareket ediyor. Tüm olup bitenlerden sonra artık bir eve sahip olmayan Clary ise enstitüde yaşamaya başlıyor. Enstitünün kapıları zor durumda olan bütün Gölge Avcılarına açık. Ama uzun yıllardır orada yaşayan sadece birkaç kişi var. Hodge, Jace, Isabelle, Alec ve Max ile birlikte onların anne babası yaşıyor. Evet, Alec, Isabelle ve Max kardeşler.
Şahsen kitapla ilgili düşüncelerim son derece olumlu. Alec ile ilgili düşüncelerim çok daha olumlu. Eminim seriyi okuyan birçok kişinin favorisi Jace'dir. Ama benim için (özel durumda rağmen) Alec bir numara! Özellikle filmini izledikten sonra bu düşüncem daha da güçlendi. Tabi bunda Alec karakterine can veren Kevin Zegers'ın da etkisi yadsınamaz.


Küller Şehri #2


 Serinin ikinci kitabı olan Küller Şehri ile birlikte büyük savaşa bir adım daha yaklaşıyoruz. Başı bir türlü dertten kurtulmayan Jace bir türlü sıkıntılarından kurtulamıyor. Ayrıca hem Jace hem de Clary öğrendikleri gerçeklere rağmen (spoiler!spoiler!) birbirlerinden vazgeçemiyorlar. Biz de ağzımız açık bir halde onların yaşadıklarına tanık oluyoruz. Ve savaş...Bizi bizden alan bu kitabın son sayfalarında ise elimiz kalbimizde tüm bu yaşananlara tanık oluyoruz.


Camlar Şehri #3

Serinin üçüncü kitabı ile birlikte Gölge Avcılarının dünyasına tam bir dalış gerçekleştiriyoruz. Çünkü bu kitapta onların şehri Idris'e yolculuk ediyoruz. Bu sefer bildiğimiz bir ülkede değil tamamen yepyeni bir dünyaya düşsel bir yolculuk gerçekleştiriyoruz. Bir yandan harika bir atmosfere tanık olurken çok daha tehlikeli bir savaşa hazırlık yapıyoruz.
Büyük sürprizlerle de karşı karşıya kaldığımız bu kitapla birlikte maceraya kaldığımız yerden devam ediyoruz.









Macera devam ediyor!
Seri toplamda altı kitaptan oluşuyor. İlk beş kitabın Türkiye'de yayımlanmasına rağmen altıncı kitap ile ilgili henüz netleşmiş bir bilgi yok. Bende bir yandan altıncı kitabı beklerken bir yandan da dördüncü kitap olan Düşmüş Melekler Şehri ile maceraya kaldığım yerden devam ediyorum. Eğer siz de bu maceraya dalış yapmak istiyorsanız Ölümcül Oyuncaklar sizi çağırıyor.

Ölümcül Oyuncaklar: Kemikler Şehri filmi


Maalesef filmle ilgili düşüncelerim pek de olumlu değil. Eğer kitabını okumadan filmini izlemiş olsaydım çok daha fazla beğenirdim. Ama kitabı okuyup kafamda karakterleri canlandırdığımda ve izleyip de umduğumla karşılaşamayınca büyük bir hayal kırıklığına uğradım. Alec tamam! Ama maalesef diğer hiçbir karakter kafamdaki ile uyumlu değildi. Olsun yine de izlemek çok keyifliydi.



Ve son olarak...